Son İçerikler

Bizi sosyal medyada takip edin

Ben Bir Koşucuyum: Ahmet Özbeçetek


Satış ve Pazarlama Direktörü Ahmet Özbeçetek (50), koşu günlüğünü bizimle paylaşıyor. 

30’lu yaşların ikinci yarısında, Neşet suyu parkurunda, hafta sonları bir tur kadar koşmaya başlamıştım. Uzun zaman bu şekilde devam ettim. 40’ların başındayken bir gün tartıldığımda, 3.haneye 1 rakam kaldığını görünce, bunun böyle devam etmeyeceğine karar verdim. Antrenmanları sıklaştırdım ve 10K koşar mıyım diye düşünmeye başladım. Sonra İstanbul Avrasya 15K geldi. 43 yaşındayken, eski adı ile Runtalyailk yarı maratonum oldu.

Her şeyin ilki zor oluyor galiba. Barselona maratonu bana çok zor gelmişti. Vücudum o mesafeleri tanımıyordu ve ne gibi tepkiler vereceğimi bilmiyordum. 35 km’den sonra kramplarla bayağı bir uğraştım. Yürümek zorunda kaldım ama bir şekilde bitirdim. Her maratonun/ triatlonun bitiş noktası, kendimle yüzleştiğim bir ayna oluyor bana.

İş nedeniyle sık sık seyahat ettiğimden, farklı coğrafyalarda koşma imkânı buldum. Genel olarak Avrupa’nın hemen her yerinde koştum ve pek bir sıkıntı olmadı. Sadece Moskova’da, bir aralık ayında sabah 5’te koşuya çıktığımda (hava -12 dereceydi) biraz çekinmiştim. Benden başka koşan yoktu ve yerler doğal olarak buzdu. Ama inatla antrenmanı tamamlamıştım. Çin’de de tam tersine, yazın nem gerçekten zorluyor insanı. Bir de caddelerdeki insan kalabalığı. Güney Afrika harika. Ancak Cape Town ve Durban haricinde hala çok güvenli sayılmaz. Johannesburg’da dışarıda spor yapmayı çok tavsiye etmedikleri için denemedim. Spor yapamadığım tek ülke maalesef İran. Tahran’da hem hava çok kirli (kullanılan benzinin kalitesinden dolayı) hem de öyle şortumu giyip çıkayım durumu pek olmuyor.

Bu seyahatlerin hepsi iş seyahati olduğu için, ya müşterilerle ya da kendi iş arkadaşlarımızla mutlaka dışarı çıktığımızdan, hemen her öğünü dışarıda yemek durumunda kalıyorum. Mümkün olduğunca menüye dikkat etmeye çalışıyorum. Kahvaltıda mutlaka çok iyi besleniyorum. Çünkü kahvaltı, beni gün içinde baya bir idare ediyor. Akşam yemeklerinde de (özellikle davet edildiğim yemeklerde) nezaket kuralları içinde seçerek yemeye çalışıyorum. Yine de gittiğim ülkelerin kendine has lezzetlerini, küçük porsiyonlarda da olsa mutlaka tadıyorum. Bir de çantamda meyve, atıştırmalık badem ve ceviz taşımayı alışkanlık haline getirdim. Yemeklerin bana göre olmadığı ortamlarda takviye olarak tüketebiliyorum.

Ailem bana gerçekten çok destek oluyor. Onların desteği olmadan bu sporu yapma ihtimalim yok. Antrenmanların yoğunlaştığı dönemlerde doğal olarak kilo kaybetmeye ve yorgun görünmeye başlıyorsunuz. Her ne olursa olsun, sabah 4:45’te yataktan kalkmak ve antrenman sonrası işe gidip çalışmak çok kolay olmuyor. Bu da ister istemez yüzünüze yansıyor. Böyle dönemlerde “Çok zayıfladın, yarın yine mi spor var? “ gibi serzenişler oluyor. Ama bunların hepsi beni düşündükleri için. İyi ki varlar.

Bir gün Boston Maratonu’nu koşmayı çok istiyorum. Daha uzun antrenman yapma şansım olursa ve kuradan çıkarsa, Norseman Xtreme Triathlon’a katılmayı da isterim.

You don't have permission to register