Son İçerikler

Bizi sosyal medyada takip edin

Pervari’den Kuzey Kutbu’na


Kuzey Kutbu’nda maraton koşan ilk Türk ünvanına sahip olan iş adamı Ahmet Uysal, North Pole Marathon’da, Siirt’in Pervari ilçesindeki çocukların eğitimi için koştu. Eksi 50 derecede mücadele veren Uysal, kutuptaki atmosferi, organizasyonu ve yarışın zorluklarını anlattı. Çocukların kendisine güç verdiğini söyleyen sporcu, yarışı tamamlamanın çok zor olduğunu ve bitiş çizgisine onlar sayesinde gelebildiğini ifade ediyor.
RÖPORTAJ: ORHAN OMAY

Seni Pervari ile birleştiren ve oranın çocukları için bu zorlu macerayı seçmene neden olan şey neydi?
Hayat enerjimi hayallerimden alıyorum. Birini gerçekleştirdiğimde, hemen bir yenisini buluyorum. Kuzey Kutbu ve Güney Kutbu’na gitmek de hayallerim arasındaydı. Uzun süredir, ne zaman, kiminle, nasıl giderim diye düşünüyordum. “Kayarak gider miyim acaba?” diye düşünerek, 5 sene kış tatillerinde nordik kayak çalıştım. Her maceranın başlangıcı, aslında fit ve sağlıklı olmayı önemsememe dayanıyor. Her sene, “Bu yıl Mont Blanc’a tırmanacağım, bu yıl Everest’e gidip altı bin metreye çıkacağım, bu yıl kaya tırmanışı öğreneceğim, bu yıl bir bisiklet turuna katılacağım, uzun bir mesafe koşacağım” gibi bir hedef belirleyip, o doğrultuda antrenman yaparak hedefimi gerçekleştirmeye çalışıyorum. Atlet veya koşucu değilim. Hatta koşmak, özellikle iyi olduğum bir spor dalı da değil. Kendimi adım mesafesi konusunda geliştirmek istiyorum. Yarış olarak sadece bir maraton tecrübem var (ama antrenmanlarda bu mesafe ve daha fazlasını onlarca defa koştum). Avrasya Maratonu’nda yıllar önce 42 km koşmuş, ancak bağış toplamamıştım. Bu yıl daha heyecanlı bir şey yapmaya niyetlendim. Kutup hayallerimi araştırırken, North Pole Marathon’la karşılaştım. Koşmak benim için özel bir tutku olmasa da, her yıl 30-50 arası koşucunun katıldığı, zor hava ve zemin şartlarından dolayı esasen bir dayanıklılık yarışı olan North Pole Marathon çok ilgimi çekti. Maratonla ilgili araştırma yaparken, daha önce Türkiye’den kimsenin katılmadığını da fark ettim. Buradan yola çıkarak, “Bunu bir iyilikle birleştireyim; bu iyilik hem beni motive eder, hem de çevremdekileri harekete geçirir” diye düşündüm. Hedefimin ne olacağını belirlemeye çalışırken, ailemizde her zaman önem verilen bir konu olduğundan, eğitimin ve çocukların bunun içinde olması gerektiğine karar verdim.


Biraz maratonla ilgili bilgi verebilir misin?
North Pole Marathon, 2003’ten beri her yıl düzenleniyor. Genelde 20 ila 50 arası koşucu katılıyor. 2017’de 19 ülkeden 55 kişi koştu. Şu ana kadar koşan toplam 502 kişiden 453 tanesi maratonu tamamlayabilmiş. Maraton, ünlü koşucu Richard Donovan tarafından düzenleniyor. Donovan ayrıca, Antarctica ve World Marathon Challenge gibi diğer ünlü yarışları da düzenliyor. Maraton, mart ayı sonunda, Kuzey Kutbu’na çok yakın bir yerde, Rus bir ekip tarafından kurulan Barneo Ice Camp’in yanında yapılıyor. Kampı, Kuzey Kutbu keşiflerine katılanlar, araştırmacılar ve maratoncular kullanıyor. Koşucular arasında bu sene milli atletler ve olimpik koşucular da vardı, ama çoğunluğu maraton koşan insanlar oluşturuyordu.


Parkurdan ve soğuktan bahsedebilir misin?
Aslında belirli bir parkur yok. Organizatörler her sene, koşu günü, yarışın 10-13 tur civarında koşulabilmesi için yarıştan birkaç saat önce bir parkur seçiyorlar. Bu parkur genellikle kampın etrafında oluyor. Bu seneki parkurun birkaç yüz metresi, uçağımızın inmesi için ufak bir dozer ile düzeltilmiş kısımdan geçiyor ve sonra kampımızı ortaya alacak şekilde sola dönüyordu. 1-2 m yüksekliğinde bazı küçük engelleri aşmak, yarık veya çukurlara da dikkat etmek gerekiyor (bazıları işaretli, ama su hareketlerinden dolayı kırılmalar ve çatlaklar oluşuyor). Parkurda, 3-5 m arayla yerleştirilmiş, küçük, siyah bayrakları takip ediyorsunuz. Rüzgârda uçuşan kar ve buz taneleri yüzünden görüş mesafeniz çok düştüğünden, o siyah bayraklar çok önemli oluyor. Ayrıca her yer aynı göründüğü için pistte sağa sola kaymak çok kolay. Zemin sıkılaşmış kardan oluşuyor, ancak bazen buz bazen yumuşak kısımlara denk gelebiliyorsunuz. Ben altı çivili, cross ayakkabı kullanıyordum; yeri çok iyi kavrıyor (saplanmadan) ve hafif. Hiç kayma sorunu yaşamadım. Fakat zaman zaman belinize kadar kara battığınız da oluyor. Kısacası parkurun şartları oldukça zorlu diyebilirim.
Soğuk hava koşuyu nasıl etkiliyor?
Biz yarışa başladığımızda hava eksi 30, bitirdiğimizdeyse eksi 40 dereceydi. Saatte 18 km’lik rüzgârla birlikte, hissedilen sıcaklık eksi 55 oluyor. Kuzey Kutbu’na ulaştığınızda, aldığınız ilk nefes sizi şok edebilir, zira hava, ağzınızdan burnunuzdan içeri girerken donuyor. Küçük buz parçacıkları burnunuzdan nefes almanızı engelleyecek gibi hissediyor, ama kısa sürede buna alışıyorsunuz. Organizatörler ve eski yarışçılardan gördüğüm iki tip maske edinmiştim; yarış sırasında değişmeli olarak bunları kullandım. Maske sayesinde, ağzınıza ve burnunuza gelen hava, küçük hava kanallarından geçerek biraz da olsa ısınmış oluyor ve siz de rahat nefes alabiliyorsunuz. Soğukta antrenman yapmaya alışkın birinin çok zorlanacağını düşünmüyorum.
Koşu temponuzu korumak çok ama çok önemli. Temponuzu koruduğunuz sürece üşümüyorsunuz, ama kısa bir süre için bile (birine yardım etmek gibi) durursanız, soğuğu tam anlamıyla hissediyorsunuz. Doğru ekipman kullanımına dikkat edin. Hiçbir yeriniz açıkta kalmamalı çünkü eksi 50 derecede, 1-2 dakika içinde “frostbite” oluyorsunuz. Bu durumu önlemek adına bol miktarda krem ya da bant kullanmalısınız. Ayrıca koşu zamanlamanıza göre, her tür güvenlik çadırına girip kıyafetlerinizi değiştirebilirsiniz. Nem çok kısa bir sürede donduğundan, maskenizi değiştirmediyseniz, boynunuza yapışıp buz yanığına sebep olabiliyor ve aynı şekilde el ve ayak parmaklarınız da donabiliyor. Her yarışta birkaç kişi bu sorunlarla mutlaka karşılaşıyor.
Antrenmanlarda soğukla ilgili bir çalışma yaptın mı?
Mümkün olduğunca kendimi soğuğa alıştırdım. Zaten soğuk havayı çok severim ve hep ince giyinirim. Epey tırmanış ve yürüyüş tecrübem var. İstanbul’da, ormanda kış sabahları baya soğuk oluyor. Tabii ki eksi 30-40 derecelerle kıyaslanamaz ama sıfırı veya eksileri görmek mümkün. Özellikle her seyahate gittiğimde soğuk yerlerde antrenman yapmaya çalıştım. Kuzey Avrupa’da ve Alplerde kar üstünde koşma fırsatım oldu. Maskemi, gözlüklerimi, ayakkabılarımı denemek ve üzerimde kat kat kıyafetle uzun sure koşma hissini biraz da olsa denemek için Çıldır gölüne gittim. Donmuş gölde 2 saat kadar koştum. Yarıştan önceki 2 ay, güçlenmek için, birçok antrenmanımı 8 kg sırt çantası ile yaptım, çünkü ağırlık antrenmanı yapmıyorum. Parkurdaki her adım farklı olduğundan, ayak bileklerinizin güçlü olması lazım.


Kamp şartları nasıldı? Koşudan bir gece evvel uyuyabildin mi?
Kampta 10-12 kişilik ısıtılmış çadırlar var ve koşucular yerden yükseltilmiş şezlong tipi yataklarda uyku tulumunda kalıyorlar. Bunun yanı sıra, 50-60 kişilik büyük bir yemek çadırı var. Tuvaletler de küçük kabinlerden oluşuyor; fakat haliyle akan bir su yok. Kampı yöneten Rus ekip, yılların tecrübesi ile bu zor şartlarda hizmet veriyor. Kutupta gece gündüz kavramı da olmadığından, bir uyku düzeninden söz etmek de pek mümkün değil. Ben Kuzey Kutbu’na, Oslo-Tromsø-Svalbard üzerinden ulaştım. Svalbard’a kadar Avrupa merkezi saat dilimindeydim. Fakat tüm koşucular vardığında, beklemeden, Türkiye saati ile gece yarısı gibi maratona başladık. Çünkü koşucular dünyanın dört bir yanından geliyor ve organizatör de sorunlarla karşılaşmadan, olumlu hava şartlarından mümkün olduğunca yararlanmak istiyor. Ben o gün sabah beş gibi uyanmıştım, ama o heyecanla uykusuzluk aklınızdan çıkıyor tabii. Hatta yarışı takip eden, kutupta geçirdiğim 2 günde 2-3 saatlik birkaç uykuyla durdum sadece. Kutbun o efsunlu havasını içime çekebilmek için her fırsatta kamp çevresinde yürüdüm ve müzik dinledim.


Bırakmak istediğin bir an oldu mu? Devam etmeni sağlayan şey neydi?
Maratondan önceki beş ay boyunca çok düzenli bir antrenman programı uyguladım. Haftada 4 günle başlayıp 5 güne çıktım; 4 kısa 1 uzun koşu yapıyordum. Yarıştan önceki ay, üç kez, maraton mesafesinden de uzun koşular yaptım. Bu süreçte hiçbir engelin motivasyonumu etkilemesine izin vermedim; seyahat ettiğimde, hasta olduğumda, dişimi kırıp iğne ile ayakta durduğumda bile programıma devam ettim. Atlet olmamama rağmen gücüm çok yerindeydi, ancak şunu kolaylıkla söyleyebilirim ki şartlar son derece olumsuz olduğundan, yarışı kolaylıkla bırakabilirdim. Yine de, her an omuzlarımda hissettiğim farklı bir sorumluluk –sanki kanatlarım– vardı. Kendime, bunu bir amaç için yaptığımı, herkese söz verdiğimi ve bağışçılarımın sorumluluğunu taşıdığımı hatırlattım. Yarıştan önceki aylarda birkaç TEGV birimini ziyaret etmiş, o heyecanı ve havayı solumuştum. Ziyaretlerimde çok heyecanlanmıştım; maraton sırasında hep o anları gözümün önüne getirdim. Antrenmanlarım sırasında çok defa maratonu tamamladığımı, North Pole Marathon’u koşan ilk Türk olarak bayrağımızı alıp bitiş çizgisinden geçtiğimi hayal etmiştim. Pervarili çocuklar her adımımda bana nefes oldular ve maratonu bu sayede bitirebildim. Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı’ndaki o güzel çocukların heyecanı, pırıl pırıl gözleri bana güç verdi.
Ülkemizde bu tip sosyal sorumluluk projeleri (senin yaptığın gibi) neredeyse yok gibi, hatta daha yeni gelişmeye başlıyor diyebiliriz. Neye bağlıyorsun bunu?
TEGV ekibini, gerçekten gönüllerini koyarak Türkiye’yi saran binlerce kişilik bu aileyi tanımak, anlamak ve hedefimi gerçekleştirerek Pervari’ye gitmek, Türkiye’ye olan sevgimi daha da artırdı. Türkiye’nin güzelliklerini, insanımızın sıcaklığını, iyi kalbini bir kez daha gördüm ve gelecek için heyecanım arttı. STK’lar aracılığı ile yardımın, Anadolu’nun uzak bir köşesindeki insanlara dokunmanın, ulaşmanın zor olmadığını, bunu herkesin yapabileceğini ve bunu onlarca, yüzlerce kişi yaptığında özlemini duyduğumuz değişimin hiç de uzakta olmadığını gördüm. Çevremde, benim yaptıklarımı fazlasıyla yapan birçok arkadaşım var. Bu konudaki farkındalığın artması için elimden geleni yapmaya karar verdim. Önümüzdeki günlerde de arkadaşlarımı ve iş çevremi de dahil ederek bağışçılık ile ilgili farkındalığı da artıracak yeni projelerin hayalini kuruyorum. Yakın zamanda bir yurtdışı seyahatimde, bir lisearkadaşımla sohbet ediyordum ve onun eşinin de katıldığı bir STK’nın aldığı bağış miktarlarını duyduğumda çok şaşırdım. Küçük bir şehirde, aklımdaki Türkiye örneklerine kıyasla dar bir hedef ve hizmet için kurulmuş düzenlerin ulaştığı rakamlara inanamadım. Bu konuda TUSEV’in önemli araştırmaları var. Ben Türk insaninin yardımsever ve merhametli olduğunu çok iyi biliyorum; birçoğumuz ailesine, yakınlarına, iş ortamında tanıdıklarına yardım ediyor. Mahallenizin berberi aracılığı ile çocuklar okutuluyor, engelli vatandaşlarımıza yardım ediliyor. Bunlar çok güzel, ama genişletilmesi, düzenli ve sürekli hale gelmesi, toplanılan kaynakların arttırılması, gönüllülük kavramının çok daha ileri gitmesi mümkün. Doğru bir yolda olduğumuza inanıyorum.
Pervari için beklediğin sonuca ulaştın mı?
TEGV ile ilk görüşmemde, önceden hesapladığım bir hedefim vardı. Ancak soruşturdukça öğrendiğim bazı maraton bağışçılarının ulaştığı rakamlar, bu hedefim konusunda beni tereddüte düşürdü. Arkadaş ve iş çevremden aşağı yukarı 500 kişilik bir liste yaptım. Bu insanlara e-mail, mesaj ve telefon yoluyla ulaştım, kimisini ziyaret ettim ve heyecanımı onlara aktarmaya çalıştım. Yazar bir arkadaşımın yardımı ile kısa bir tanıtım/davet filmi yaptık; filmi de reklamcı bir arkadaşım çekti. Onlar belki birkaç kıymetli gün ayırdılar ama bu sayede, internete koyduğumuz video en son baktığımda 70 binden çok izlenmişti. Benim sosyal medya kimliğimin hiç olmadığını düşünürseniz, önemli bir rakam bence. Hedefim TEGV ile eğitimde eşitlik, nitelikli eğitim konusunda farkındalığı artırmak ve TEGV Pervari Öğrenim Biriminin bir yıllık masraflarını karşılamaktı. Bu süreçte 144 kişinin yaptığı bağışlarla 188 bin TL bağış topladım. Bir yıllık hedefimizi ikiye katlamış olduk. Bu hedefi yakalarken bazı yakınlarım omuz vermenin de ötesinde, bu yolculukta adeta benimle koştular. Onlarla yolculuğumuz hep devam edecek.
Maratondan sonra TEGV’nin Siirt Pervari’deki öğrenim birimini ziyaret ettim. Pervari’ye gitmek, o çocuklarla kucaklaşmak, esasen Kuzey Kutbu maceramın gerçek zirvesiydi.
Şimdi yeni bir hedefin var mı?
Elbette! Yıllardır biriktirdiğim hayallerim var. TEGV’yi tanıdıkça onlarla olan gönül bağım daha da artıyor. Kendi gücünü keşfedecek, Türkiye’yi ileriye götürecek o güzel çocuklarımız için koşmaya devam etmek istiyorum. Önümüzdeki sene yıllardır hayalini kurduğum bir başka projeyi, yine TEGV için yapmayı hedefliyorum. Şimdilik üzerinde çalışıyorum, çözülmesi gereken bazı detaylar var. Bunları halledince çevreme açıklayacağım.

About The Author

İngiliz şiirine tutkun, akdenize vurgundur. Yürümeyen yürüyen merdivenden nefret eder. Oscar için teşekkür konuşması ise hep hazırdır. Güneş burcu yay, yükseleni akrep. Onu anlatan şarkı da 'Dargın Değilim'. Anahtar kelimeleri Vivaldi, Bach, Drizzt Do'urden, Fingolfin, Beyaz Diş, Autobots Transform! Bunlar hep bilinir.

You don't have permission to register